Özel Arama

Pazar, Ekim 21, 2007 · Kategori: Yazilarim

Hiç kimsenin, bir konuda rekabetin çok olduğunu söylemesine izin vermeyin.

Yeterince çok çalışmayanları veya sizin kadar iyi olmayanları çıkarttığınızda rekabet çok ciddi bir ölçüde küçülür.

Maggie Mason

 

Hani geçen yazılarımda demiştim ya kriz dönemleri, sosyo -ekonomik veya politik süreçler ve bunların doğrultusunda gündeme gelen ve zaman zaman da  bizlerin gündeme getirdiği sancılı süreçler, rekabet piyasaları...

Uzuyor gidiyor bize göre işlerimizi baltaladığını düşündüğümüz sebepler ve belki de bahaneler listesi…

 

Marka dedik…

Rekabet dedik…

Reklam dedik…

Ve hatta eller aya biz yaya dedik…

Ama yine de bu işin tam yolunu bulamadık sanırım…

 

Yukarıda sizlere alıntı olarak sunduğum söylemde de belirtildiği gibi marka olmak ve hatta fark yaratmak için bugüne dek gündeme getirmeye çalıştığım teorik ya da teknik  kuralların yanı sıra belki de:

 

  • Gerçekten çok ama çok çalışmak, 
  • Normal standartların belki de biraz dışına çıkıp meydan okumak
  • Ve bunların devamlılığı konusunda da azimli olmak gerekiyor; birçokları size çılgın gözü ile baksa da…

Demeyi unuttum…

 

Teorik ve teknik paylaşımlar hele de günümüz internet ortamında tüm aradıklarımız bizler için sınırsızca hem de bir tık kadar yakınımızda…

Ama acaba gerçekten bu hazineyi kullanmayı ve paylaşmayı biliyor muyuz?

Yoksa sadece okuyor muyuz?

 

Okumak var…

Okuduğunu anlamak var…

Bir de en önemlisi okuduğunun gerçekten ne demek istediğini doğru algılayıp hayata uygulamak var…

 

Markadan nerelere geldik değil mi?

Ama öyle…

Tüm bunların hepsi büyük resmin bir parçası; biri eksik oldu mu ortadan ikiye çatlasanız hala durup sorarsınız kendinize ‘’Neden ürünümü satamıyorum?’’ diye…

 

Hiçbir uzmana ya da gerçekliği ve doğruluğu ispatlanmış bilgiye saygısızlık etmek istemem ama durup durup derim: ‘’Aklın yolu birdir’’ diye…

 

Bütün bunları yazarken yine belirtmek isterim ki; kimseyi iğnelemek ya da kimsenin gözüne parmak sokmak değildir niyetim lakin görünen köy kılavuz istemez.

 

Bayram mesajımda sosyo-kültürel anlamda dile getirdiğim sorunlar ya da nacizane öneriler bence aynen ekonomik hayatımız için de  geçerlidir.

 

Ekonomik anlamda da Ben den Biz e geçilmedikçe ülkesel istikrar ve gelişmenin sağlanması oldukça zor. 

 

Ekonomik dar boğazlarımız ve diğer koşullarımız ne olursa olsun:

 

  • Yatırım maliyetlerimizi gözden geçirir iken kurumsal tanıtım ve reklam maliyetlerini kısmakta ısrar edersek,
  • Üretim, pazarlama ve satış ile ilgili olarak özellikle az personel ile çok iş ve dolayısı ile maksimum performans beklentisi içinde isek,
  • Yeni pazarlara açılmak ve bu hususta radikal kararlar vermek ile ilgili içinde bulunduğumuz çemberin dışına çıkmak bizi hala korkutuyor ve hatta zaman zaman bunu gereksiz buluyor; ‘’Dertsiz aşım pişmiş aşım’’ diyorsak,
  • İşbirliği ile ilgili faaliyetlerimizde bal tutan parmağını yalar diyorsak,
  • Girişim ve projelerimizde armutların biz hiç yorulmadan ağzımıza düşmesini ve hatta uygun eller ile biz hiçbir efor sarf etmeden bize yedirilmesini bekliyor isek,
  • Bilgi ile enerjinin paylaşılmak ve birlikte büyümek için var olduğunu görmezden gelip tek başına tüm pastayı mideye indirmek arzusunda isek,
  • Para ve ego denen çağımızın iki büyük mistik enerjisi ile sarhoş olup ‘’Para isteme benden soğurum senden’’ en favori deyişimiz haline geldi ise;
  • Duygusal zeka ve empatinin her ne kadar sosyolojik olgular olsa da iş hayatında da olmazsa olmazlardan olduğunu bir türlü kabul edemiyor ya da algılayamıyorsak,
  • Dürüstlük adına vaazlar verip ve hatta hiç hırsızlık yapmadım deyip; en yakın arkadaşımızın ya da bize tüm iyi niyeti ile zihninin dehlizlerini açanların zamanını veya en dehşeti entelektüel sermayesini çalmakta bir mahsur görmüyorsak,
  • İş ve maddi anlamdaki sorunlardan dem vurup ve öte bir yandan da vatan millet nidaları savururken her hece barda gönlüm hovarda misali yaşabiliyorsak,
  • Nicelik adına nitelikleri göz ardı edebiliyorsak,
  • Var olmak adına yok edebiliyorsak,
  • Yaratmak adına yıkabiliyorsak….

Bunlara benzer benzetmelere ve aslında birçoğumuzun da gün içinde birbiri ile dertleşirken gündeme getirdiği konulara örnekler vermeye devam ederim ama o zaman da korkarım çok neşter atmış olurum konuya…

Üstelik de alıştınız Şebnem ne yapar ne eder motive edici yazılar yazar ama durum budur bence ve bu tarz yaklaşımlar var olduğu müddetçe sadece bu duruşu sergileyenler değil bir şekilde bu tip kişi ve kurumlara bağlantılı olanların da ekonomik ve hatta sosyal anlamda gelişip büyümesi de mümkün olmayacaktır.

 

Hayallerimiz ve konu ne olursa olsun hedeflerimiz var olan gerçeklerle var olması arzulanan ya da gereken gerçekler arasındaki köprülere benzer. Bunu birçok yazımda defalarca dile getirmişimdir. Ve hiç birimiz aslında bu köprüde tek başımıza değiliz. Belki yola yalnız çıkıyoruz fakat şu da bir gerçektir ki; attığımız her adımda çantamıza acı tatlı üç beş deneyim, kavram, olgu, kural, süreç ve benzerlerini eklemenin yanı sıra bu yolda yoldaşlar da katılıyor bize istesek de istemesek de…

Dolayısı ile zaman içinde bireyselden toplumsala kadar varan karar ve netice mekanizmaları da gündeme gelmeye başlıyor. Öyle anlar geliyor ki dönsen bir türlü dönmesen bir türlü… İleri gitsen bir türlü gitmesen bir türlü…

Yukarıda affınıza sığınarak biraz keskin bir dilde dile getirdiğim duruşlar var olduğu müddetçe ‘’Bir ileri iki geri bırakmam bu yeri’’ der otururuz oturduğumuz yerde…

 

Halbuki bizler bu dünyaya;

Bize bahşedilmiş olan yetenek ve fırsatları en iyi şekilde değerlendirmek,

Yıkıcı değil yapıcı olmak,

Tüketici değil üretken olmak,

Arkamızdan gelen nesillere yön verecek mesajlar ya da eserler bırakmak,

Var olmanın hakkını vermek için geldik.

Hepimizin bir şekilde gerek kendimiz ve gerekse hayatlarının yörüngesinden içeri girdiğimiz bireylerin hayatları ile ilgili vazifeleri var…

 

Dolayısı ile sözlerime daha fazla uzatmadan Alfred D. Souza’ nın bir söylemi ile nihayet vermek istiyorum:

"Uzun zamandan beridir hayatın gerçek hayatın başlamak üzere olduğu izlenimine kapılmıştım. Fakat her zaman yolumun üzerinde bir engel, öncelikle erişilmesi gereken bir şey, bitmemiş bir iş, halâ hizmet edilecek zaman, ödenecek bir borç oldu. Sonra hayat başlayacaktı. Sonunda anladım ki bu engeller benim hayatımdı."

 

Bir düşünün bakalım; konu ne olursa olsun acaba sorunu başka yerlerde arayıp dururken verdiğimiz yanlış kararlar ile kendi kendimize çelme atıyor olmayalım yanlışlıkla?

 

Saygılarımla

Şebnem Sürereker

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Cumartesi, Eylül 15, 2007 · Kategori: Yazilarim

Hala patinaj mı çekiyorsunuz?

 

Ürününüzü satamıyor veya hedeflediğiniz karlılık rakamlarına ulaşamıyor musunuz?

 

‘’ Acaba kişisel anlamda nerede hata yapıyorum ‘’ diyerek bilgeliğin koridorlarında gezip Ferrari’ lerini satanların yolunda giderek ve hatta kuantumun sınırlarını zorlayarak kendi kendinizi ve hatta etrafınızı sorguladığınız günlerde misiniz?

 

Patinaj, Ferrari ve Kuantum derken aman yanlış anlaşılmasın hayatı ti’ ye değil ciddi’ ye aldığımdandır bu yazdıklarım…

 

Gerçek olan şudur ki özel ya da tüzel anlamda hala patinaj çekiyor ve yola devam edemiyorsanız ya hata yapıyorsunuzdur ya da hata yapıyorsunuz?

 

Üstelik her şey tam yerinde ve zamanında gözüküyor olmasına rağmen kuvvetle muhtemel bir yerlerde zihinsel ya da işlevsel anlamda otomasyonu yani işin akarlığını engelleyen bir sistematik hata söz konusudur. Ve bu zaman zaman öyle de ilginç ve hatta küçük bir hatadır ki kendi kendinize bile pes dersiniz bunun nasıl oldu da fark edemediğiniz için.

 

Geçenlerde Marka olmak ve zihin haritası ile ilgili yazmıştım. Ve Marka olmak için var olan tüm kriterlerin dönüp dolaşıp:

• Farklılık
• Güvenilirlik
• Devamlılık

gibi üç ana maddede yoğunlaştığını ve bunları gerçekleştirmek için de öncelikle zihnimizde konuyu haritalandırıp projelendirmemiz gerektiğini dile getirmiştim.

 

Diyelim ki;

Zihin haritanızı yaptınız ve projelendirdiniz,

Farklı bir ürün ya da hizmet gündeme getirdiniz,

Ürün ya da faaliyetinizin güvenilirliğini sağladınız,

Ve bu doğrultuda ürün ya da faaliyetinizi sundunuz ve sunmaya da devam ediyorsunuz…

 

Ama hala bir ileri iki geri bırakmam bu yeri, aynı yerde sayıp duruyorsunuz…

Yok..Yok…

Tam anlamı ile patinaj çekiyorsunuz…

Vites değiştiriyorsunuz olmuyor.

Gaza abanıyorsunuz bu sefer balatalar sıyırıyor…lastik yanığı kokuyor ortalık.

Kendiniz sinir olduğunuz, kan ter içinde kaldığınız yetmiyor gibi bir de etrafa yaydığınız koku ve çıkardığınız gürültü de cabası.

Ne yapsanız çıkamıyorsunuz yokuşu…

 

Hadi bıraktık diğer sektörlerdeki birey ya da kurumları aynı sektörde faaliyette bulunduğunuz emsal ya da rakipler almış başını gidiyor…

Haydaaa diyorsunuz…

Bu zamanlarda kafanızdaki on sorudan dokuzu Neden? ile başlıyor.

Üstelik o kadar da eminsiniz ki kendinizden bir türlü anlamıyorsunuz neden siz yaya onlar aya…

 

Böyle durumlarda genelde hep şey deriz:

 

‘’ Yanlış zamanda yanlış yerde yanlış yerde yanlış insanlarla karşılaştım. Şanssızlık işte ‘’

Bu kendi kendini kandırmanın en güzel örneğidir kusura bakmayın.

Hadi gerçekten yanlış yer, zaman ve insan diyelim; hepimizin yaşam kesitlerinde bunun örnekleri nicedir ama peki karar verirken kimse gırtlağınıza yapışıp ta zorladı mı sizi?

Cevap alayım…

Zorlamadı değil mi?

İşte bu kadar…

Demek ki konu sadece ‘’Yanlış Ben ‘’ miş ki bence yanlış diye bir şey de yok.

Ben dahi onca yaşanmışlıklar içinde yoğrulmasa idim şu anda bu kelimeler süzülmüyor olurdu parmaklarımdan…

 

Neyse uzatmamayım…

Yola devam edemiyorsak:

Öncelikle acil bir on bin bakım gerekiyor demektir.

On bin bakım yaptınız, ürününüzü ya da faaliyetinizi baştan sonra irdelediniz ve belki de ufak tefek motifikasyonlar yaptınız ama hala sizin taka taklıyor…

O zaman ben diyorum ki:

Bütün bunların ötesinde bir-iki hayati hata yapıyorsunuz…

 

Ürün ya da faaliyetinizi tanıtım ve işbirlikleri hususunda gerekli olanları yerine getirmiyor ya da getiremiyorsanız aynen bir puzzle gibi ne yapsanız etseniz resimi tamamlayamazsınız.

 

Ürün ya da faaliyetiniz ne kadar emsalsiz ya da ne kadar güvenilir olursa olsun onu gerektiği gibi tanıtmadığınız sürece isterse trilyonluk bir ürün ya da faaliyet olsun sadece ve sadece siz  bakar durursunuz ona.

 

Muhteşem ve leziz bir yemek yaptınız diyelim. Eğer bu konuda bir tanıtım yapmaz kokusunu duyurmaz iseniz kimse gelip te mutfağınızda keşfetmeyecektir onu.

 

Tanıtım ve reklamın yanı sıra ürün ve faaliyetlerinizle ilgili olası işbirlikleri de devamlılık, genişleme ve büyüme, satış ve karlılık için olmazsa olmazlardır.

 

Dolayısı ile:

 

Günümüzün ekonomik koşulları her ne kadar bize tersini söylüyor olsa da ürün ya da faaliyetlerimizle ilgili reklam ve tanıtım maliyetlerimizi küçümsemekten ya da minimize etmekten vazgeçip bunun olmazsa olmazlığını kabul edip bir an evvel olası tanıtım ve reklam alternatiflerini gözden geçirip bizim için en uygun olanlarını değerlendirmeli,

 

Ürün ya da faaliyetimizin gerek tanıtım ve gerekse mevcut ya da yeni sahalarda pazarlama ve satışı için olası işbirliklerine daha sıcak bakıp kolektif enerji ve kazanç öngören paylaşımlara dair çalışmalar yapmalı ve en azından denemeliyiz.

 

Hayallerimizin bile ne yazık ki maddi değerlerle ölçüldüğü günümüzde birçok şeyi tek başına yaşamak ve başarmak gibi bir alternatifimiz de kalmadı ve aslında birlikte yaşanan, emek verilen ve başarılan şeylerin de tadına doyum olmuyor…

 

Klasik olsa da yazımı pek sevdiğim bir söylem ile bitirmek istiyorum.

 

Birlikten güç doğar…

 

Saygı ve Sevgilerimle

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!







MeZUN calling 

card






Aradur.com | Arama motoru oyun komedi sohbet
Ticaretiniz.com Add Me! Türkçe İçerikli Web 

Siteleri AramaniA=Arama Motorunuz Webmasterim.Com



free counter