Çarşamba, August 15, 2007 · Kategori: Yazılarım
Neyi Paylaşamıyoruz?
Epey bir zamandır bu soruyu birçok konuda sorar oldum…
Bazı arkadaşlarım ‘’ Yahu mahallenin delisi sen misin? Milletin derdi sana mı düştü? Sen kendi derdine baksana, memleketi sen mi kurtaracaksın? ’’ diyorlar. Ama işte kaba tabir ile kazın ayağı öyle değil epey perdeli…
İstersen düşünme.
Tamam; kendi derdim, hayatım bana yeter ama Robinson Crusoe gibi ıssız bir adada kim kime dum duma yaşamıyoruz ki!
Dost var düşman var… El var yar var.. İş var güç var…
İster istemez içinde bulunduğumuz ortam ve koşullar hayatımızı etkiliyor ve biz her ne kadar kuantum, kaizen ve benzeri olumlu felsefeleri kendimize uyarlamaya çalışsak ve hatta ferrarimizi satarak bilge olmaya karar versek de olmuyor işte!
Nerden çıktı şimdi bu paylaşım derdi?
Bu feryat bu figan diyeceksiniz ama …
Aslında feryat da etmiyorum sanırım azıcık serzenişte bulunuyorum.
Bugüne dek yazılarımın birçoğunda hayata, işe, güce dair çoğunlukla motive edici ve yaşamda var olan başka seçeneklere yöneldim ve güzelliklerden bahsetmeye çalıştım ama zaman zaman madalyonun öbür tarafına da bakmak gerek diye düşünüyorum.
Biraz felsefi ve yersiz gözükecek ama nacizane hatırlatmak istiyorum arkadaşlar; tanıyanlar, tanımayanlar, okuyanlar, paylaşanlar ve hatta eleştirip yorum yapanlar…
Bu alemde bizlere sunulan şeyler, konusu ne olursa olsun, aslında o derece sınırsız ve bizlerin kullanımına açık ki; birtakım ihtiraslar uğruna BEN derdine düşüp ne kendimizi ne de diğerlerini üzmemize, birlikte kullandığımız enerjiyi kirletmeye hiç ama hiç gerek yok…
Alemin nimetleri sebil gibi kaynağı yok, kullan kullan tükenmiyor.
Geçenlerde sevdiğim kişilerden biri;
‘’ Herkes kuraklıktan dert yanıyor ama kimse ağaç dikmiyor ‘’ dedi.
İşte konu bu kadar basit.
Paylaşma, birlikte çözüm üretme ve özellikle kolektif kazanç ile ilgili gündeme gelen buna benzer o kadar üzücü ve düşündürücü örnek var ki, hepsini tek tek yazmaya kalksak sayfalar, kelimeler yetmez.
Zaten derdim kimsenin gözüne parmak sokup suçlamak ya da yargılamak değil.Sadece hatırlatmak ihtiyacı hissettim.
Kriz dönemleri hep olacak,
Rekabet piyasaları da…
Konum ve koşullarımız ne olursa olsun, hayatta yapılacak işler listemiz de hiç sonlanmayacak ama var ya!
Biz elbet bir gün biteceğiz…
Dolayısı ile lafı çok uzatmadan diyorum ki:
Varsın bize dokunan yılan bin yaşamasın ama biz etrafımızda süregelen hayata sorunlara ilgisiz kalmayalım, birilerinin çorbasında bizim de tuzumuz olsun,
Birileri bizden para ya da destek istediğinde ‘’Para isteme benden buz gibi soğurum senden ‘’ demektense olabildiğince sımsıcak kucaklayalım en azından,
‘’ Her horoz kendi çöplüğünde öter ‘’ derler ama bazen de birlikte söylenen bir şarkının yarattığı hoş sedaya doyum olmaz. Biraz işbirliği yapsak, birlikte büyüsek, gelişsek ne mahsuru var.
Yurdum insanı aslında çalışıyor, üretiyor, paylaşıyor ve hatta hiçbir şey yapamaz ise fikir üretiyor lakin spekülasyon, provokasyon, enflasyon, devaulasyon, depresyon ve benzeri yon lu olguların yönüne doğru kaydı mı sistem hata veriyor.
Adamın biri senelerce bir sandığın üstünde sersefil dilenmiş durmuş. Seneler sonra birisinin uyarısına istinaden üzerinde oturduğu sandığın üstünden kalkıp içine bakmış ve bunca zamandır bir hazinenin üzerinde oturup sızlanmış olduğunu fark etmiş.
Fark edenler, etmeyenler ve hatta fark etse de bir şey yapanlar, yapmayanlar ya da yapamayanlar:
Asırlardır gündeme gelen her türlü ekolojik, ekonomik, sosyolojik ve hatta politik süreçlere ve kırılganlıklara rağmen yeryüzünde ayakta kalmayı başarmış ve hala da bunu devam ettiren bir medeniyetin üzerinde yaşıyoruz ve bunu, bu memleketin halkı, koşulları ve konumu ne olursa olsun sağlamıştır.Peki, pardon ama bizim ne eksiğimiz var atalarımızdan?
Netice olarak diyorum ki;
Konu farklı olsa da, bir maratonda atletler kendi kulvarlarında koşarken yanlarındaki atleti çelme takıp düşürüyorlar mı? Hiç şahit olmadım. Onlar için önemli olan hem kendileri için hem de temsil ettikleri ülke ya da takım için yarışı en iyi şekilde tamamlamaktır.
Dolayısı ile, çalışalım, üretelim, yarışalım ve hatta rakip de olalım; azıcık hırs ve rekabetin mahsuru yok ve hatta faydası bile vardır ama mümkünse memleketimiz ve ardımızdan gelen nesiller için doğru mesajlar verelim ve bu güzel vatana millete hayırlı insanlar olalım…
Yazımın orijinaline ve diğer yazılarıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
http://www.tarimsalpazarlama.com/yazarlar.asp?yazikod=250
Saygı ve Sevgilerimle İyi Çalışmalar Dilerim
Şebnem SÜREREKER
Epey bir zamandır bu soruyu birçok konuda sorar oldum…
Bazı arkadaşlarım ‘’ Yahu mahallenin delisi sen misin? Milletin derdi sana mı düştü? Sen kendi derdine baksana, memleketi sen mi kurtaracaksın? ’’ diyorlar. Ama işte kaba tabir ile kazın ayağı öyle değil epey perdeli…
İstersen düşünme.
Tamam; kendi derdim, hayatım bana yeter ama Robinson Crusoe gibi ıssız bir adada kim kime dum duma yaşamıyoruz ki!
Dost var düşman var… El var yar var.. İş var güç var…
İster istemez içinde bulunduğumuz ortam ve koşullar hayatımızı etkiliyor ve biz her ne kadar kuantum, kaizen ve benzeri olumlu felsefeleri kendimize uyarlamaya çalışsak ve hatta ferrarimizi satarak bilge olmaya karar versek de olmuyor işte!
Nerden çıktı şimdi bu paylaşım derdi?
Bu feryat bu figan diyeceksiniz ama …
Aslında feryat da etmiyorum sanırım azıcık serzenişte bulunuyorum.
Bugüne dek yazılarımın birçoğunda hayata, işe, güce dair çoğunlukla motive edici ve yaşamda var olan başka seçeneklere yöneldim ve güzelliklerden bahsetmeye çalıştım ama zaman zaman madalyonun öbür tarafına da bakmak gerek diye düşünüyorum.
Biraz felsefi ve yersiz gözükecek ama nacizane hatırlatmak istiyorum arkadaşlar; tanıyanlar, tanımayanlar, okuyanlar, paylaşanlar ve hatta eleştirip yorum yapanlar…
Bu alemde bizlere sunulan şeyler, konusu ne olursa olsun, aslında o derece sınırsız ve bizlerin kullanımına açık ki; birtakım ihtiraslar uğruna BEN derdine düşüp ne kendimizi ne de diğerlerini üzmemize, birlikte kullandığımız enerjiyi kirletmeye hiç ama hiç gerek yok…
Alemin nimetleri sebil gibi kaynağı yok, kullan kullan tükenmiyor.
Geçenlerde sevdiğim kişilerden biri;
‘’ Herkes kuraklıktan dert yanıyor ama kimse ağaç dikmiyor ‘’ dedi.
İşte konu bu kadar basit.
Paylaşma, birlikte çözüm üretme ve özellikle kolektif kazanç ile ilgili gündeme gelen buna benzer o kadar üzücü ve düşündürücü örnek var ki, hepsini tek tek yazmaya kalksak sayfalar, kelimeler yetmez.
Zaten derdim kimsenin gözüne parmak sokup suçlamak ya da yargılamak değil.Sadece hatırlatmak ihtiyacı hissettim.
Kriz dönemleri hep olacak,
Rekabet piyasaları da…
Konum ve koşullarımız ne olursa olsun, hayatta yapılacak işler listemiz de hiç sonlanmayacak ama var ya!
Biz elbet bir gün biteceğiz…
Dolayısı ile lafı çok uzatmadan diyorum ki:
Varsın bize dokunan yılan bin yaşamasın ama biz etrafımızda süregelen hayata sorunlara ilgisiz kalmayalım, birilerinin çorbasında bizim de tuzumuz olsun,
Birileri bizden para ya da destek istediğinde ‘’Para isteme benden buz gibi soğurum senden ‘’ demektense olabildiğince sımsıcak kucaklayalım en azından,
‘’ Her horoz kendi çöplüğünde öter ‘’ derler ama bazen de birlikte söylenen bir şarkının yarattığı hoş sedaya doyum olmaz. Biraz işbirliği yapsak, birlikte büyüsek, gelişsek ne mahsuru var.
Yurdum insanı aslında çalışıyor, üretiyor, paylaşıyor ve hatta hiçbir şey yapamaz ise fikir üretiyor lakin spekülasyon, provokasyon, enflasyon, devaulasyon, depresyon ve benzeri yon lu olguların yönüne doğru kaydı mı sistem hata veriyor.
Adamın biri senelerce bir sandığın üstünde sersefil dilenmiş durmuş. Seneler sonra birisinin uyarısına istinaden üzerinde oturduğu sandığın üstünden kalkıp içine bakmış ve bunca zamandır bir hazinenin üzerinde oturup sızlanmış olduğunu fark etmiş.
Fark edenler, etmeyenler ve hatta fark etse de bir şey yapanlar, yapmayanlar ya da yapamayanlar:
Asırlardır gündeme gelen her türlü ekolojik, ekonomik, sosyolojik ve hatta politik süreçlere ve kırılganlıklara rağmen yeryüzünde ayakta kalmayı başarmış ve hala da bunu devam ettiren bir medeniyetin üzerinde yaşıyoruz ve bunu, bu memleketin halkı, koşulları ve konumu ne olursa olsun sağlamıştır.Peki, pardon ama bizim ne eksiğimiz var atalarımızdan?
Netice olarak diyorum ki;
Konu farklı olsa da, bir maratonda atletler kendi kulvarlarında koşarken yanlarındaki atleti çelme takıp düşürüyorlar mı? Hiç şahit olmadım. Onlar için önemli olan hem kendileri için hem de temsil ettikleri ülke ya da takım için yarışı en iyi şekilde tamamlamaktır.
Dolayısı ile, çalışalım, üretelim, yarışalım ve hatta rakip de olalım; azıcık hırs ve rekabetin mahsuru yok ve hatta faydası bile vardır ama mümkünse memleketimiz ve ardımızdan gelen nesiller için doğru mesajlar verelim ve bu güzel vatana millete hayırlı insanlar olalım…
Yazımın orijinaline ve diğer yazılarıma aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz.
Saygı ve Sevgilerimle İyi Çalışmalar Dilerim
Şebnem SÜREREKER


