Salı, August 14, 2007 · Kategori: Yazılarım
Kriz denilince beklemediğimiz bir anda karşımıza çıkan hadiseler ya da durumlar aklımıza gelir.
Bu tarz hadiseler ya da koşullar mevcut memleket sorunları ya da süreçlerinden veya eğer söz konusu bir kurum ise kurumsal iç sorunlardan kaynaklanabilir ve ne yazık ki her iki durumda da her nasılsa elimiz ayağımız birbirine dolanır.
Halbuki her kriz döneminde değerlendirilmesi gereken fırsat pencereleri vardır ve biz panik durumunda iken çoğu zaman bu aralanan fırsat pencerelerinden gelen esintiyi fark etmeyiz bile…
Kriz ister ekonomik ister yönetimsel olsun bu dönemlerde suküneti ve özellikle akıl dinginliğini elden bırakmadan özellikle kurumsal anlamda ayakta kalabilmek için mevcut koşulların ve olası çözümlerin en ince detayına kadar incelenmesi, krizden en az zararla ve hatta zararsız çıkma yollarının bulunması ve doğru zamanda doğru kararlar verilmesi gerekmektedir.
Hemen hemen her konuda olduğu gibi iş hayatında da ister istemez yaşanan panik süreçleri geri dönülemez sistematik ve hatta hayati hatalar yapılmasına sebep olabilir.
Türkiye gibi çeşitli periodlarda inişli çıkışlı süreçler geçiren ülkelerde kurumların ya da firma sahiplerinin sanki her an kriz yaşanacakmış gibi alternatif planlar yapmaları gerekmektedir.
Kriz anlarında akla ilk gelen çözümler genelde küçülme, maliyetleri kısma, personel çıkarma, üretimi düşürme, yatırımları azaltma ve hatta durdurma gibi olmaktadır ama ne yazık ki bunlar zaman zaman kriz döneminin gündeme getirebileceğinden daha da büyük ve belki de çözülemez sorunlar yaratacak kararlar silsilesidir.
Bu tarz kararlar ile muhtemelen bir süre sonra etkisini yitirecek olan kriz dönemi ve sonrasında gerçekleşen niteliksiz küçülme koşulları ve muhtemel kalifiye personel yitimi akabinde piyasada kredibilite sarsılması, müşteri kaybı ya da kurumsal yapıda dengesizlik gibi olumsuzluklar ortaya çıkacaktır.
Bu dönemlerde ani ve radikal kararlar vermektense akılcı ve iyi planlanmış stratejilerle ileriye dönük projeler ile mevcut ekonomik potansiyel değerlendirilerek kriz dönemimin pek de sıkıntı yaşanmadan geçirilmesi sağlanabilir.
Aslında bu dönemde en çok ihtiyacımız olan olgu kurumsal ve bireysel özveri ve kolektif motivasyondur.
Yaşanan koşullar ne olursa olsun kurumsal ve bireysel özveri ve beraberinde karşılıklı sosyal sadakat olguları bu kriz süresi esnasında gündeme gelecek olan her türlü ortamda itimat ortamının korunması ve eğer zedelendi ise tekrar sağlanması, sağlıklı ve bilinçli iletişim ile özellikle çalışan personelin motivasyonunun dengede tutulması açısından oldukça önemlidir.
Günü kurtarmak mantığı kriz dönemlerinde nerdeyse alışkanlık derecesinde baskın bir uygulama haline gelmiş olsa da ileriye dönük proje ve uygulamalara azami zaman ayırmak gerekmektedir.
Bu şekilde kolektif direnç ve istikrar adına bir güç birliği söz konusu olacaktır.
Kriz dönemlerinde her ne kadar ekonomik ve politik süreçler ciddi bir panik havası ve güvensizlik daha doğrusu belirsizlik ortamı yaratarak firmaları duraklatsa da diğer bir yandan bu dönemin sunduğu olumlu tarafları da görebilmek gerekir.
Piyasada mevcut inişlere ve çalkantılara istinaden krize hazırlıksız yakalanan ya da direnç noktalarını aşarak kaybolmaya yüz tutan firmalar halen direnmekte olanlar için sektörel denge sağlamak adına mekanizmaları çalıştırma hususunda örnek teşkil eder.
Piyasada doğal olarak azalan rakip firma sayısı, daralan ürün çeşitliliği ve gündeme gelen yeni müşteri talepleri doğrultusunda firmalar mevcut ya da yeni girişimde bulanacakları işlerle ilgili nispeten daha avantajlı olacaklardır.
Bu işin literatür kısmı idi…
Aşağıdaki benzetmeyi bir süre evvel benzer bir konu ile ilgili olarak dile getirmiştim ama şimdi yine denk geldi yazmadan edemeyeceğim:
Hava sıcaktır…
Yol engebelidir…
Motor su kaynatmıştır…
Eyvahlar olsun akü de boşalmak üzere…
Aç bilaç kan ter içinde kalmışsınızdır yolun tam da ortasında…
Başka çare yok gibi; arabayı yavaşca sağa çekmelisiniz …
Baktınız araba nuh diyor peygamber demiyor mümkün değil ilerlemek…
Gelen giden de yok yolda ki tutsun kolunuzdan bacağınızdan götürsün sizi…
Ama olmadımı da olmuyor işte…
O zaman ne yapıyormuşsunuz?
Tabana kuvvet mümkünse en yakın istasyona ya da falan filan tesisine…
Yolun kalan kısmını arabalı ya da arabasız sağ selamet tamamlamak üzere mola veriyormuşsunuz…
Dert etmeyin en ve nihayet yol bitecek biraz engelli koşuya benzese de, siz biraz sorunlarınızın oluştuğu düzlemden çıkıp dinlenin ve çözümle yola geri dönün…
Haydi, çaylar şirketten!
Şebnem SÜREREKER
http://www.tarimsalpazarlama.com/yazarlar.asp?yazikod=208


